Devrimci beyin fırtınaları
Eşek arıları çıkacak larvalarına canlı besin teşkil
etsin diye bir örümcek türünü sadece felç
edecek kadar zehirler. Çıkan larvalar henüz yaşamakta
olan örümceği canlı canlı tüketmeye başlarlar.
Kapitalist düşünüş biçiminin hedeflediği
insan bu üçlemde gizli! Ya bizim "hedeflediğimiz
insan" nasıldır? Nelerin farkındadır? Neyi tanımalı,
neleri açıklayabilmelidir?
Kapitalizm çağı
Bir
gün insanoğlu, tarihi belgelerinde komünizm ya da
"evrensel özgürlük çağı" (isteyen
kendi düşlemine göre istediği adı verebilir) öncesi
yaşanan "Kapitalizm Çağı"nı anlatacak. Orada
nelerin anlatılabileceğini az çok düşleyebiliyorum.
Savaş, kendi krizleri için ocağa odun atar gibi, ulusları,
emekçileri birbirine boğazlatan, soyan, sürü haline
getiren bir "tımarhane". Evet bence bu çağa
tımarhane çağı denilecek. Bu kadar çok sorunun
yaşandığı, sömürücü düzeni yaşatmak
için bu kadar kurban verildiği bir çağ olmamıştır
insanlık tarihinde. Komplolar, halkları birbirine boğazlatma,
açlık, baskı, eziyet ve binlerce benzeri...
Peki
sizce kapitalizm asıl nereye vuruyor? Yoksa körpe bedenleri ve
zihinleri kendisi için birer uşak, robot haline mi getiriyor?
Korku jeneratörleri çalışınca zihinlerimiz nerelere
kaçışıyor, sığınıyor? Sadece yaşama savaşı ve
biyolojik varolma mücadelesinin basit birer rakamı mıyız?
Kişilikler, sonsuz ihtiyaçlarr yok olup tek tip bir kalıba
mı giriyor. Politik ilgimiz yine kapitalist çağın
medyasının bize sundukları ile mi sınırlı? Manipüle oluyor
muyuz?.. Kapitalizm insana, onun ruhuna ve toplumlara ne yapar?
Bireyi kendisinin merkez olduğu bir dünyaya hapsedip
bencilliğin felsefesini, bireyciliğin abc'sini mi yazar! Varolmak,
kapitalizmde, herkesin bir aşağıdakinin sırtına basarak
yükselmeye çalıştığı ama büyüyen
çoğunluğunda daha aşağıya kaydığı, oyunda bir rol
kapmak demek mi? Nice sorular, soru içinde yanıt ve yine
muhasebeler!
Bence bu soruların yanıtlarını bulup
kapitalizmin yeni bir "anatomi atlasını"
yapmalıyız.
Tanımlamamız gerekenler en basit bildiklerimiz
bile olsa ele almalıyız. Emek, artıdeğer, baskı, yabancılaşma…
Bilmek, harekete geçirmek, devinime yol bulmak içindir,
ruhu ve bireyin egosunu doyuran entelektüel sohbetlerin çerezi
olsun diye değil; öyleyse bilmemiz gerekeni doğru bilelim ve
bilmemiz için gereken emeği sarfedelim.
İnsanlık
tarihinin gelişimi hangi aşamada olursa olsun "kolektif
emeğin" yoğun ağırlığı ile örülüdür.
İlkel komünal toplumda yaşadığını hayal edecek ya da
Firavun'un köleci toplumunda piramit yapan kölelerden biri
olduğunu düşleyecek… Belki de sosyalist bir topluma
yolculuğunda kendi kütlesinin hangi ağırlığı, sanatı,
kültürü, emeği, kısacası neyi taşıyacağının
bilinci ile dolu, belki yüz, belki bin yıl sonrasının
toplumunu hayal edecek serüvencilerini
kucaklamalıyız.
İçimizden çıkacak yeni
dünyanın mimarları kendi stillerini belirleyecekler. Bütün
devrimler; hayallerini dünyalar haline getirmiş,
serüvencilikleri billimselcilikleri ile birleşmiş enerjik
insan kollektiflerinin eseridir.
Peki ne yapmalıyız?
Gündelik sorunlarla sürekli uğraşan beyinlerimiz en büyük
yardımcılarımızdır. Her şeyi yeniden keşfetme zorluğuna,
düşle gerçeği birleştirme gayretine, amacımızı
rüyalarımıza, rüyamızı gerçeğe taşıma
zahmetine katlanalım!
Devrimci 'Think-tank'lerimizi
(Think-Tank: Düşünme ve üretme birimleri) kuralım.
Keşfe başlamanın zamanıdır. Kendimizi keşfetmeye başlamalıyız.
Küçücük detayları bile en ciddi şekilde
yeniden ele almalı, sorgulamalıyız. Bilgilerimizi saklandıkları
karanlıklardan çıkarıp ortaklaşacılığın aydınlık
sofrasında kullanıma sunmalı, onarmalı, değiştirmeli,
paylaşmalıyız. Zor mu? Kılavuz, etik anlayışımız, tarihimiz,
bilimsel kültürümüz, başvuru
kaynaklarımız...
İki arkadaşın bir araya gelip bir odada,
ya da herhangi bir mekanda zihinlerinde fırtınalar koparması,
sonra da bunları somutlaştırması zor mudur? Deneyelim;
yürüdüğümüz yolun araçlarını
değiştirebilir, geliştirebilir, onarabilir, güçlendirebiliriz,
kendimiz gibi… Tarih bazen izleri sürmektir!
Tarihin
neresinde durduğunu bilen nereye bakacağını da
bilir.Yaratıcı/üretici okuyor muyuz, sistemimiz var mı? Bir
yolculuktayız ve dünyayı istiyoruz. İstediğimiz şey bize
göre büyük ama ya evrene göre? Arkeologlar
yaptıkları kazıları ve kazı yaptıkları bölgelerdeki
insanları, yaşam biçimlerini, neyin ne için
kullanıldığını değerlendirirken, hayal güçleri ile
birlikte insanın ihtiyaçları, bölge koşulları ve
çevre şartlarını gözönüne alırlar. İlerde
yaşanacak veya yaşanması istenen toplum için hayallerimiz
var mı? Yoksa sadece bir oportünist şartlar tahlili ve
gündelik bilinç üzerinden mi yürüyoruz?
"Bireyin
yokoluşu"
"Kapitalizm çağının en önemli
özelliklerinden biri" diyecek tarihçi, "bireyciliğin
had safhada olmasına rağmen bireyin yok oluşu ve yerini,
yaptıkları birbirine benzeyen, giyim kuşamlarından üretim ve
tüketimlerine kadar pazarı besleyen sürülerin
almasıdır". Sonra belki şöyle devam edecek: "Bu
sürüler vetri kabında bakteri üretilmesi gibi,
sistemin yine kendini ürettiği birer kültür potası
olmuştur."
"Bütün dinamikleri çok
derinde yatan ama kolayca çözümlenebilecek kadar
basit olan bu uyuşturucu düzen, bir taraftan gezegenlere
ulaşabilecek teknolojik altyapısı olan öte yandan bir damla
su bulmanın mümkün olmadığı ya da insanın dünyasını
10 kere yok edebilecek silahlanma yarışına girdiği korkunç
ikircikli bir toplum"dan bahsedecek tarihçimiz. Peki biz
bu tarihin neresindeyiz?
Albert Camus, "Dünyadaki
kötülük hemen hemen hep bilmemekten kaynaklanır,
iyiyi arzu etme de eğer aydınlanmamışsa, 'kötüyü
istemek' kadar zarar verebilir" der. Sosyalizmin insanın
toplumsal varoluşunu toplumsal üretim ilişkileri temeline
oturtması ve bunu aslında bir yaşam ve hareket kılavuzu olan
politika ve ideoloji ile karşılıklı etkileşim içinde ele
alması, karşımıza yeni bir soruyu çıkarıyor. Bizim
"bilgimiz" ve "kılavuzumuz" nedir? İnsanlık
tarihi aslında başlıca bilgi kaynağımız; ama onu açıklayan
Marksizmin bilimsel ve felsefi yelpazesi kılavuzumuzdur
diyebilmeliyiz.
Haritasız, pusulasız, sadece sezgilere
dayanarak belki bir noktaya kadar geliriz. Ya sonra? İnsan tanıma,
toplumu ve onun dinamiklerini bilimsel olarak kavrama ve anlama bir
"düşünüş yöntembilgisi"ni zorunlu
kılar. Cevabımız bu düşünüş biçiminde
gizli. Bu düşünüş biçimini diyalektik olarak
da bilmek mümkün: "Kapitalizm iyi diyorsa değildir!"
Ama bu çok basit ve yanılgılara götürücü
bir vargı! İnsanoğlu binlerce yıldır değilleme yapar. Bilim ve
felsefe, doğanın, toplumun ve düşüncenin gelişme
yasalarını ele alır. Lenin, "Doğa bilimleri öyle hızlı
gelişiyor, devrimci altüst oluşlar yaşıyor ki felsefi
çıkarsamalardan vazgeçmenin imkanı yoktur"
diyor.
Savunduğumuz yaşam biçimi bir tarih kuramı
temelinde kurulmuştur. Bu tarih kuramı sadece düz evrimci
değil aynı zamanda çelişki içinde ve çelişki
yolu ile yani diyalektik olarak zikzaklar, gerileme ve sıçramalarla
gerçekleşen ilerlemenin de açıklanmasını içerir.
Kapitalist üretim tarzı, yaşam tarzı ve varoluşu ile tarihin
sonu değildir. Toplumun ve insanın etiğini, üretim
ilişkileri, sınıf mücadelesi ve bu temeldeki daha başka
birçok faktör belirler. Kısacası henüz üretim
ilişkileri ortada olmayan bir yaşam etiğini pratikte yaratmanın
zorluğu ile karşı karşıyayız!
Varolan gerçekliğe
karşı kendi gelecek gerçekliğimizin savunulması ve
yaşatılması gibi insanın sınırlarını zorlayan bir misyonumuz
var. O, dayatılan sanal gerçekliğe, varoluşu "tarihin
diyalektik ilerlemesinden" kaynaklanan bilimsel realitemizle
cevaplar yetiştirmemiz gerekiyor. Hem de her alanda; "sanatta",
"politikada", "aşkta", "cinsellikte",
insana dair her ne varsa hepsinde… Kendi etiğimiz ve tarzımız
pratik yaşam ve mücadelede temellendikçe havada asılı
duran "idea" yerli yerine oturacaktır. Bunun tam tersi de
doğrudur. Ama bize ait değerlerin oluşturulup, yaşatılıp,
tartışılıp geliştirilmesi için mutlaka toplumsal
gerçekliğin sonuna kadar olgunlaşma zorunluluğu yoktur.
Önerimiz, önerilerden kaçmayan düşünsel
cesaret sergileyen bireylerin elele vermesidir. Bunun için
bize ait değerler ve bilimimiz temelinde "düşün
grupları" oluşturulmalıdır. Think-tank diye
nitelendirebileceğimiz bu çekirdekler, bir sosyal kavrayışın
ilk fırtınaları ya da düşünsel bir ilerlemenin
indüksiyon bobinleri olabilir.
Devrimci beyin fırtınaları - II
Termitler koloniler halinde yaşayan ve
çok örgütlü bir karınca türüdür.
Yılın belli aylarında düşmanı olan başka bir türün
yuvalarına çok ince planlanmış bir saldırı düzenlerler.
Saldırı düzenledikleri karınca türünün sadece
larvalarını alıp kaçırırlar. Buraya kadar her şey
normal! İlginç olanı daha sonrası! Larvalar termitlerin
kale gibi yuvalarında erişkinliğe hazırlanırlar. Fermonlar(1)
aracılığı ile kendi türüne yabancılaştırılıp yine
kendi türüne karşı asker olarak kullanmak üzere
yetiştirilirler. Belki de ilk saldırılarında kendi kardeşlerini
kaçırmak üzere…
Materyalizm, toplumsal bilinci
toplumsal varlığın sonucu olarak açıklar. Teknolojiyi
açıklarken Marx (Kapital 1. cilt) "İnsanın doğayı
ele alış biçimini, yaşamını sürdürmek için
başvurduğu üretim sürecini açıklayarak, toplumsal
ilişkilerin oluşum biçimini ve bu ilişkilerinden doğan
kavramları ve düşünce biçimlerini ortaya koyar"
der.
Toplumun varolan ilişkilerinin üretim süreçleri
ile bağını virtüel ve gerçek anlamda koparan, koparmak
için her yolu sınıfı adına kullanan egemenlerin davranış
biçimleri nelerdir?
Marx'a göre diyalektik "dış
dünya için olduğu kadar insan düşüncesi için
de hareketin genel yasalarının… bilimi"dir. Buna göre
insan ve toplum düşüncesinin diyalektik yasalardan
kaynaklı akış biçimine, egemen sınıfların bilinçli
müdahalesinin farkında olmamız ve yabancılaştırma işlemine
karşı içsel bir bakış geliştirmemiz gerekmektedir.
Çünkü
ayrım yapılmaksızın bütün düşünceler ve
onlara bağlı süreçler "maddi üretim güçleri
temeli"nde ortaya çıkar. Toplumlar kendi tarihlerini
yaparken bu iş eylem yığınlarının davranış biçimlerinin
oturduğu paradigmalar aracılığı ile de belirlenir. Yani düşünüş
biçimi her ne kadar üretim koşullarının bir sonucu ise
de bu biçimlerin "Egemenler Prizması"ndan geçerek
eğilip büküldüğü ve doğal süreçlerin
engellendiği ve baskılandığı açıktır. Bu baskılanma
işleminde egemenlerin düşünüş tarzları,
kullandıkları araçlar ve bu araçların etki biçimleri
üzerinde derin düşünceler oluşturmamız
gerekmektedir. Bu sürecin tanımlanması aynı zamanda da
"Prizmadan Tayflara Açılmış Işığın" ana
rengine dönmesi için neler yapılabileceğine bir pencere
açabilir. "Her sınıf savaşımı politik bir
savaşımdır."Bu politik varoluşun tabii ki iki cephesi
olacaktır. Hangi cepheden nasıl bir bilinçle bakılması
gerektiği, kime karşı nasıl ve hangi araçlarla bir
mücadele vereceğinin bilinci devrimci için 'sine qua
non' (olmazsa olmaz) şarttır.
Sistemin feromonları
nelerdir? Bizi kendimize yabancılaştıran, algı merkezlerimizi
kuşatan bu saldırıların bilince çıkarılabilmesi için
hangi kişisel/kolektif çabalar gereklidir?
Önermeyi
Gerçek Kılmak!
Kendi gerçekliğimizin
savunulması ve yaşatılması sadece felsefi ve gelişigüzel
söylenmiş bir önerme değildir. Kendimizi sürekli
kuşatılmışlık, hapsedilmişlik ve benzeri paronayaların içine
sokmamıza gerek yok! Kendine güvenmenin devrimci tarzını
yaratabilecek birikimimiz var ve bütün bu pozitif noktaları
varolmamızın etiği ile birleştirdiğimizde "kapitalist
kavrayış tarzı"na karşı doğal bir açı ve zorlamaya
bile gerek olmadan, kasılmadan, çok önemli ileri bir
savunma hattını yakalamış olacağız!
Nasıl
Yapacağız?
Bu soru belki de bilimsel yaklaşımımızın
yani Marksist Ekonomi Politiğin ve Tarihsel Materyalizmin cevabı
sürekli değişecek ve yenilenecek olan "en yaratıcı
sorusu"dur! Bu sorunun saldırının sıklığı oranınca
sorulması birinci cevaptır…
"Tarihin Materyalist
Yorumu sadece bir tarih kuramı değil, aynı zamanda kendi düşünce
ve eyleminin tarihselliğinin bir öz bilgisidir."
Bu
noktada insan eyleminin "yani bizim, herhangi birimizin ya da
toplumun veya sınıfın" tarihi nasıl yarattığı veya
değiştirdiği bize cevap olacaktır.
Düşman Nasıl
çalışıyor?
FBI'a bağlı bir böcekbilimi
laboratuvarı olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Bizi de
ilgilendirmez görünür ama ayrıntıya inildiğinde,
sistemin savunmasını nasıl ayrıntılar üzerine kurduğunu
kavrarız; karşı tarafın kavrayışı bizim gücümüz
haline gelebilir.
Sistemin çeşitli saldırı
mekanizmalarının bir prizma gibi düşüncemizi kırmasını
engellemenin en iyi yolu, anlayışımızın pratikte yaşatılması
hatta prizma örneğinin tersinin denenmesidir!
Kendi
eylemimizin öz bilincini yaşama geçirmeliyiz. Bu yaşama
geçirme işlemi sürekli vurguladığımız düşün
fırtınalarına hatta kasırgalarına ihtiyaç duymaktadır!
Sadece "Ne yapabilirim?" sorusunu sormak bile bir
başlangıçtır. Kapitalistlerin bizim örgütlenme
anlayışımızı çalarak verimli biçimde tekellerinde
kullandıklarını bilmiyor muyuz?
Üzerinde bütün
pratiğimizi sergileyecek uçsuz bucaksız zenginliğimiz şu
an için yalnızca beynimiz ve yarattığımız bazı alanlar
gibi görünüyor. Kendi yaşamak istediğimiz dünya
için de mücadele ettiğimizi bilince çıkarmalıyız.
Nasıl bir dünyada yaşamak istediğimiz sorusunun yanıtı
mücadelenin boyutlarını ortaya koyacaktır. Belki bir süre
de bu böyle kalacak ama sadece bir süre!..
"Maddi
yaşamın üretim tarzı genel olarak toplumsal, politik ve
entellektüel yaşam sürecini nedenselleştirir. İnsanların
varlığını belirleyen şey bilinçleri değil, tam tersine
onların bilincini belirleyen toplumsal varlıklarıdır." (Karl
Marx'ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı Önsöz)
Burada
bir soruya yanıt alıyoruz; toplumsal varlığımızın belirlediği
bilincimiz. Gerçekliğe ulaşmak meta fetişizminin egemen
olduğu burjuva toplumun bir bütün olarak kendi bilincine
ulaşmasıyla olası ise bu sadece proletarya tarafından
gerçekleştirilebilir.
Bir bilinç
inspeksiyonuna(2) ihtiyaç duyabiliriz. Bunu derhal
gerçekleştirelim.
Öneriler:
1-Tarihten
bir konu/madde seçip bunu bir arkadaşımız/yoldaşımızla
okuyalım sonra da toplulukların hareket amaçlarını
Tarihsel Materyalizme uygun olarak yorumlayalım. Örneğin,
tsunami sonrası toplumsal davranış biçimi hangi etmenlerden
etkilenmiştir?
2- Bir yazar/sanatçıyı (ressam,
müzisyen vb.) yaşamı, ürünleri ile ele alıp onunla
empati(3) kurmaya çalışalım, onu kavrayabiliyor muyuz?
Yaşadığı bir sorun (parasal/psikolojik vs.) var mı? Nasıl
hissetmiştir, neden öyle hissetmiştir vs. vs.
3- Bir
haberi (gazete/tv) ele alıp sebep ve sonuçlarını ya da ele
alış tarzını irdeleyelim. Niçin? Nasıl?
1-
Feromonlar: Hayvan ve insanın çeşitli iletişim alanlarında
kullandığı çeşitli hormon ve kimyasal koku salgıları.
2-
İnspeksiyon: Denetleme.
3- Empati: Kendini karşındakinin
yerine koymak/koyabilmek.