< beyin firtinalari - ALIRSIN Bİ BLOG OLURSUN VANTROLOG - Blogcu





1/12/2006

beyin firtinalari

Devrimci beyin fırtınaları

Eşek arıları çıkacak larvalarına canlı besin teşkil etsin diye bir örümcek türünü sadece felç edecek kadar zehirler. Çıkan larvalar henüz yaşamakta olan örümceği canlı canlı tüketmeye başlarlar. Kapitalist düşünüş biçiminin hedeflediği insan bu üçlemde gizli! Ya bizim "hedeflediğimiz insan" nasıldır? Nelerin farkındadır? Neyi tanımalı, neleri açıklayabilmelidir?

Kapitalizm çağı
Bir gün insanoğlu, tarihi belgelerinde komünizm ya da "evrensel özgürlük çağı" (isteyen kendi düşlemine göre istediği adı verebilir) öncesi yaşanan "Kapitalizm Çağı"nı anlatacak. Orada nelerin anlatılabileceğini az çok düşleyebiliyorum. Savaş, kendi krizleri için ocağa odun atar gibi, ulusları, emekçileri birbirine boğazlatan, soyan, sürü haline getiren bir "tımarhane". Evet bence bu çağa tımarhane çağı denilecek. Bu kadar çok sorunun yaşandığı, sömürücü düzeni yaşatmak için bu kadar kurban verildiği bir çağ olmamıştır insanlık tarihinde. Komplolar, halkları birbirine boğazlatma, açlık, baskı, eziyet ve binlerce benzeri...

Peki sizce kapitalizm asıl nereye vuruyor? Yoksa körpe bedenleri ve zihinleri kendisi için birer uşak, robot haline mi getiriyor? Korku jeneratörleri çalışınca zihinlerimiz nerelere kaçışıyor, sığınıyor? Sadece yaşama savaşı ve biyolojik varolma mücadelesinin basit birer rakamı mıyız? Kişilikler, sonsuz ihtiyaçlarr yok olup tek tip bir kalıba mı giriyor. Politik ilgimiz yine kapitalist çağın medyasının bize sundukları ile mi sınırlı? Manipüle oluyor muyuz?.. Kapitalizm insana, onun ruhuna ve toplumlara ne yapar? Bireyi kendisinin merkez olduğu bir dünyaya hapsedip bencilliğin felsefesini, bireyciliğin abc'sini mi yazar! Varolmak, kapitalizmde, herkesin bir aşağıdakinin sırtına basarak yükselmeye çalıştığı ama büyüyen çoğunluğunda daha aşağıya kaydığı, oyunda bir rol kapmak demek mi? Nice sorular, soru içinde yanıt ve yine muhasebeler!

Bence bu soruların yanıtlarını bulup kapitalizmin yeni bir "anatomi atlasını" yapmalıyız.

Tanımlamamız gerekenler en basit bildiklerimiz bile olsa ele almalıyız. Emek, artıdeğer, baskı, yabancılaşma… Bilmek, harekete geçirmek, devinime yol bulmak içindir, ruhu ve bireyin egosunu doyuran entelektüel sohbetlerin çerezi olsun diye değil; öyleyse bilmemiz gerekeni doğru bilelim ve bilmemiz için gereken emeği sarfedelim.

İnsanlık tarihinin gelişimi hangi aşamada olursa olsun "kolektif emeğin" yoğun ağırlığı ile örülüdür. İlkel komünal toplumda yaşadığını hayal edecek ya da Firavun'un köleci toplumunda piramit yapan kölelerden biri olduğunu düşleyecek… Belki de sosyalist bir topluma yolculuğunda kendi kütlesinin hangi ağırlığı, sanatı, kültürü, emeği, kısacası neyi taşıyacağının bilinci ile dolu, belki yüz, belki bin yıl sonrasının toplumunu hayal edecek serüvencilerini kucaklamalıyız.

İçimizden çıkacak yeni dünyanın mimarları kendi stillerini belirleyecekler. Bütün devrimler; hayallerini dünyalar haline getirmiş, serüvencilikleri billimselcilikleri ile birleşmiş enerjik insan kollektiflerinin eseridir.

Peki ne yapmalıyız? Gündelik sorunlarla sürekli uğraşan beyinlerimiz en büyük yardımcılarımızdır. Her şeyi yeniden keşfetme zorluğuna, düşle gerçeği birleştirme gayretine, amacımızı rüyalarımıza, rüyamızı gerçeğe taşıma zahmetine katlanalım!

Devrimci 'Think-tank'lerimizi (Think-Tank: Düşünme ve üretme birimleri) kuralım. Keşfe başlamanın zamanıdır. Kendimizi keşfetmeye başlamalıyız. Küçücük detayları bile en ciddi şekilde yeniden ele almalı, sorgulamalıyız. Bilgilerimizi saklandıkları karanlıklardan çıkarıp ortaklaşacılığın aydınlık sofrasında kullanıma sunmalı, onarmalı, değiştirmeli, paylaşmalıyız. Zor mu? Kılavuz, etik anlayışımız, tarihimiz, bilimsel kültürümüz, başvuru kaynaklarımız...

İki arkadaşın bir araya gelip bir odada, ya da herhangi bir mekanda zihinlerinde fırtınalar koparması, sonra da bunları somutlaştırması zor mudur? Deneyelim; yürüdüğümüz yolun araçlarını değiştirebilir, geliştirebilir, onarabilir, güçlendirebiliriz, kendimiz gibi… Tarih bazen izleri sürmektir!

Tarihin neresinde durduğunu bilen nereye bakacağını da bilir.Yaratıcı/üretici okuyor muyuz, sistemimiz var mı? Bir yolculuktayız ve dünyayı istiyoruz. İstediğimiz şey bize göre büyük ama ya evrene göre? Arkeologlar yaptıkları kazıları ve kazı yaptıkları bölgelerdeki insanları, yaşam biçimlerini, neyin ne için kullanıldığını değerlendirirken, hayal güçleri ile birlikte insanın ihtiyaçları, bölge koşulları ve çevre şartlarını gözönüne alırlar. İlerde yaşanacak veya yaşanması istenen toplum için hayallerimiz var mı? Yoksa sadece bir oportünist şartlar tahlili ve gündelik bilinç üzerinden mi yürüyoruz?

"Bireyin yokoluşu"
"Kapitalizm çağının en önemli özelliklerinden biri" diyecek tarihçi, "bireyciliğin had safhada olmasına rağmen bireyin yok oluşu ve yerini, yaptıkları birbirine benzeyen, giyim kuşamlarından üretim ve tüketimlerine kadar pazarı besleyen sürülerin almasıdır". Sonra belki şöyle devam edecek: "Bu sürüler vetri kabında bakteri üretilmesi gibi, sistemin yine kendini ürettiği birer kültür potası olmuştur."

"Bütün dinamikleri çok derinde yatan ama kolayca çözümlenebilecek kadar basit olan bu uyuşturucu düzen, bir taraftan gezegenlere ulaşabilecek teknolojik altyapısı olan öte yandan bir damla su bulmanın mümkün olmadığı ya da insanın dünyasını 10 kere yok edebilecek silahlanma yarışına girdiği korkunç ikircikli bir toplum"dan bahsedecek tarihçimiz. Peki biz bu tarihin neresindeyiz?

Albert Camus, "Dünyadaki kötülük hemen hemen hep bilmemekten kaynaklanır, iyiyi arzu etme de eğer aydınlanmamışsa, 'kötüyü istemek' kadar zarar verebilir" der. Sosyalizmin insanın toplumsal varoluşunu toplumsal üretim ilişkileri temeline oturtması ve bunu aslında bir yaşam ve hareket kılavuzu olan politika ve ideoloji ile karşılıklı etkileşim içinde ele alması, karşımıza yeni bir soruyu çıkarıyor. Bizim "bilgimiz" ve "kılavuzumuz" nedir? İnsanlık tarihi aslında başlıca bilgi kaynağımız; ama onu açıklayan Marksizmin bilimsel ve felsefi yelpazesi kılavuzumuzdur diyebilmeliyiz.

Haritasız, pusulasız, sadece sezgilere dayanarak belki bir noktaya kadar geliriz. Ya sonra? İnsan tanıma, toplumu ve onun dinamiklerini bilimsel olarak kavrama ve anlama bir "düşünüş yöntembilgisi"ni zorunlu kılar. Cevabımız bu düşünüş biçiminde gizli. Bu düşünüş biçimini diyalektik olarak da bilmek mümkün: "Kapitalizm iyi diyorsa değildir!" Ama bu çok basit ve yanılgılara götürücü bir vargı! İnsanoğlu binlerce yıldır değilleme yapar. Bilim ve felsefe, doğanın, toplumun ve düşüncenin gelişme yasalarını ele alır. Lenin, "Doğa bilimleri öyle hızlı gelişiyor, devrimci altüst oluşlar yaşıyor ki felsefi çıkarsamalardan vazgeçmenin imkanı yoktur" diyor.

Savunduğumuz yaşam biçimi bir tarih kuramı temelinde kurulmuştur. Bu tarih kuramı sadece düz evrimci değil aynı zamanda çelişki içinde ve çelişki yolu ile yani diyalektik olarak zikzaklar, gerileme ve sıçramalarla gerçekleşen ilerlemenin de açıklanmasını içerir. Kapitalist üretim tarzı, yaşam tarzı ve varoluşu ile tarihin sonu değildir. Toplumun ve insanın etiğini, üretim ilişkileri, sınıf mücadelesi ve bu temeldeki daha başka birçok faktör belirler. Kısacası henüz üretim ilişkileri ortada olmayan bir yaşam etiğini pratikte yaratmanın zorluğu ile karşı karşıyayız!

Varolan gerçekliğe karşı kendi gelecek gerçekliğimizin savunulması ve yaşatılması gibi insanın sınırlarını zorlayan bir misyonumuz var. O, dayatılan sanal gerçekliğe, varoluşu "tarihin diyalektik ilerlemesinden" kaynaklanan bilimsel realitemizle cevaplar yetiştirmemiz gerekiyor. Hem de her alanda; "sanatta", "politikada", "aşkta", "cinsellikte", insana dair her ne varsa hepsinde… Kendi etiğimiz ve tarzımız pratik yaşam ve mücadelede temellendikçe havada asılı duran "idea" yerli yerine oturacaktır. Bunun tam tersi de doğrudur. Ama bize ait değerlerin oluşturulup, yaşatılıp, tartışılıp geliştirilmesi için mutlaka toplumsal gerçekliğin sonuna kadar olgunlaşma zorunluluğu yoktur. Önerimiz, önerilerden kaçmayan düşünsel cesaret sergileyen bireylerin elele vermesidir. Bunun için bize ait değerler ve bilimimiz temelinde "düşün grupları" oluşturulmalıdır. Think-tank diye nitelendirebileceğimiz bu çekirdekler, bir sosyal kavrayışın ilk fırtınaları ya da düşünsel bir ilerlemenin indüksiyon bobinleri olabilir.

Devrimci beyin fırtınaları - II

Termitler koloniler halinde yaşayan ve çok örgütlü bir karınca türüdür. Yılın belli aylarında düşmanı olan başka bir türün yuvalarına çok ince planlanmış bir saldırı düzenlerler. Saldırı düzenledikleri karınca türünün sadece larvalarını alıp kaçırırlar. Buraya kadar her şey normal! İlginç olanı daha sonrası! Larvalar termitlerin kale gibi yuvalarında erişkinliğe hazırlanırlar. Fermonlar(1) aracılığı ile kendi türüne yabancılaştırılıp yine kendi türüne karşı asker olarak kullanmak üzere yetiştirilirler. Belki de ilk saldırılarında kendi kardeşlerini kaçırmak üzere…

Materyalizm, toplumsal bilinci toplumsal varlığın sonucu olarak açıklar. Teknolojiyi açıklarken Marx (Kapital 1. cilt) "İnsanın doğayı ele alış biçimini, yaşamını sürdürmek için başvurduğu üretim sürecini açıklayarak, toplumsal ilişkilerin oluşum biçimini ve bu ilişkilerinden doğan kavramları ve düşünce biçimlerini ortaya koyar" der.

Toplumun varolan ilişkilerinin üretim süreçleri ile bağını virtüel ve gerçek anlamda koparan, koparmak için her yolu sınıfı adına kullanan egemenlerin davranış biçimleri nelerdir?

Marx'a göre diyalektik "dış dünya için olduğu kadar insan düşüncesi için de hareketin genel yasalarının… bilimi"dir. Buna göre insan ve toplum düşüncesinin diyalektik yasalardan kaynaklı akış biçimine, egemen sınıfların bilinçli müdahalesinin farkında olmamız ve yabancılaştırma işlemine karşı içsel bir bakış geliştirmemiz gerekmektedir.

Çünkü ayrım yapılmaksızın bütün düşünceler ve onlara bağlı süreçler "maddi üretim güçleri temeli"nde ortaya çıkar. Toplumlar kendi tarihlerini yaparken bu iş eylem yığınlarının davranış biçimlerinin oturduğu paradigmalar aracılığı ile de belirlenir. Yani düşünüş biçimi her ne kadar üretim koşullarının bir sonucu ise de bu biçimlerin "Egemenler Prizması"ndan geçerek eğilip büküldüğü ve doğal süreçlerin engellendiği ve baskılandığı açıktır. Bu baskılanma işleminde egemenlerin düşünüş tarzları, kullandıkları araçlar ve bu araçların etki biçimleri üzerinde derin düşünceler oluşturmamız gerekmektedir. Bu sürecin tanımlanması aynı zamanda da "Prizmadan Tayflara Açılmış Işığın" ana rengine dönmesi için neler yapılabileceğine bir pencere açabilir. "Her sınıf savaşımı politik bir savaşımdır."Bu politik varoluşun tabii ki iki cephesi olacaktır. Hangi cepheden nasıl bir bilinçle bakılması gerektiği, kime karşı nasıl ve hangi araçlarla bir mücadele vereceğinin bilinci devrimci için 'sine qua non' (olmazsa olmaz) şarttır.

Sistemin feromonları nelerdir? Bizi kendimize yabancılaştıran, algı merkezlerimizi kuşatan bu saldırıların bilince çıkarılabilmesi için hangi kişisel/kolektif çabalar gereklidir?

Önermeyi Gerçek Kılmak!
Kendi gerçekliğimizin savunulması ve yaşatılması sadece felsefi ve gelişigüzel söylenmiş bir önerme değildir. Kendimizi sürekli kuşatılmışlık, hapsedilmişlik ve benzeri paronayaların içine sokmamıza gerek yok! Kendine güvenmenin devrimci tarzını yaratabilecek birikimimiz var ve bütün bu pozitif noktaları varolmamızın etiği ile birleştirdiğimizde "kapitalist kavrayış tarzı"na karşı doğal bir açı ve zorlamaya bile gerek olmadan, kasılmadan, çok önemli ileri bir savunma hattını yakalamış olacağız!

Nasıl Yapacağız?
Bu soru belki de bilimsel yaklaşımımızın yani Marksist Ekonomi Politiğin ve Tarihsel Materyalizmin cevabı sürekli değişecek ve yenilenecek olan "en yaratıcı sorusu"dur! Bu sorunun saldırının sıklığı oranınca sorulması birinci cevaptır…

"Tarihin Materyalist Yorumu sadece bir tarih kuramı değil, aynı zamanda kendi düşünce ve eyleminin tarihselliğinin bir öz bilgisidir."

Bu noktada insan eyleminin "yani bizim, herhangi birimizin ya da toplumun veya sınıfın" tarihi nasıl yarattığı veya değiştirdiği bize cevap olacaktır.

Düşman Nasıl çalışıyor?
FBI'a bağlı bir böcekbilimi laboratuvarı olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Bizi de ilgilendirmez görünür ama ayrıntıya inildiğinde, sistemin savunmasını nasıl ayrıntılar üzerine kurduğunu kavrarız; karşı tarafın kavrayışı bizim gücümüz haline gelebilir.

Sistemin çeşitli saldırı mekanizmalarının bir prizma gibi düşüncemizi kırmasını engellemenin en iyi yolu, anlayışımızın pratikte yaşatılması hatta prizma örneğinin tersinin denenmesidir!

Kendi eylemimizin öz bilincini yaşama geçirmeliyiz. Bu yaşama geçirme işlemi sürekli vurguladığımız düşün fırtınalarına hatta kasırgalarına ihtiyaç duymaktadır! Sadece "Ne yapabilirim?" sorusunu sormak bile bir başlangıçtır. Kapitalistlerin bizim örgütlenme anlayışımızı çalarak verimli biçimde tekellerinde kullandıklarını bilmiyor muyuz?

Üzerinde bütün pratiğimizi sergileyecek uçsuz bucaksız zenginliğimiz şu an için yalnızca beynimiz ve yarattığımız bazı alanlar gibi görünüyor. Kendi yaşamak istediğimiz dünya için de mücadele ettiğimizi bilince çıkarmalıyız. Nasıl bir dünyada yaşamak istediğimiz sorusunun yanıtı mücadelenin boyutlarını ortaya koyacaktır. Belki bir süre de bu böyle kalacak ama sadece bir süre!..

"Maddi yaşamın üretim tarzı genel olarak toplumsal, politik ve entellektüel yaşam sürecini nedenselleştirir. İnsanların varlığını belirleyen şey bilinçleri değil, tam tersine onların bilincini belirleyen toplumsal varlıklarıdır." (Karl Marx'ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı Önsöz)
Burada bir soruya yanıt alıyoruz; toplumsal varlığımızın belirlediği bilincimiz. Gerçekliğe ulaşmak meta fetişizminin egemen olduğu burjuva toplumun bir bütün olarak kendi bilincine ulaşmasıyla olası ise bu sadece proletarya tarafından gerçekleştirilebilir.

Bir bilinç inspeksiyonuna(2) ihtiyaç duyabiliriz. Bunu derhal gerçekleştirelim.

Öneriler:
1-Tarihten bir konu/madde seçip bunu bir arkadaşımız/yoldaşımızla okuyalım sonra da toplulukların hareket amaçlarını Tarihsel Materyalizme uygun olarak yorumlayalım. Örneğin, tsunami sonrası toplumsal davranış biçimi hangi etmenlerden etkilenmiştir?

2- Bir yazar/sanatçıyı (ressam, müzisyen vb.) yaşamı, ürünleri ile ele alıp onunla empati(3) kurmaya çalışalım, onu kavrayabiliyor muyuz? Yaşadığı bir sorun (parasal/psikolojik vs.) var mı? Nasıl hissetmiştir, neden öyle hissetmiştir vs. vs.

3- Bir haberi (gazete/tv) ele alıp sebep ve sonuçlarını ya da ele alış tarzını irdeleyelim. Niçin? Nasıl?


1- Feromonlar: Hayvan ve insanın çeşitli iletişim alanlarında kullandığı çeşitli hormon ve kimyasal koku salgıları.

2- İnspeksiyon: Denetleme.

3- Empati: Kendini karşındakinin yerine koymak/koyabilmek.



EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

4 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: ALYhsan | Tarih: 2008-02-05 12:10:53
    Konu: zart zurt
    siz de insanmısınız kardeşim. bizim siktir ettiğimiz olaylara çaremi buluyorsunuz dermanmı arıyorsunuz.

    Bağlantı »

  2. Yazan: yabancılaşmaya karşıdan | Tarih: 2007-07-09 16:47:11
    Konu: yaşamın etiği üzerine
    01-12-2006 tarihinde kaleme aldığınız yazıyı 09-07-2007'de fark etmenin üzüntüsü ve elinize geçme olasılığının umudu ile makalenizde belirttiğinz; bireyselleşen dünyada yok olan brey üzerine devam eden yazınsallarınız varsa aynı konuda şahsi birikimlerimi paylaşmak üzere aşağıdaki adresi size sevgi ve samimiyetimle gönderiyorum...
    spatula_43@hotmail.com

    Bağlantı »

  3. Yazan: yabancılaşmaya karşıdan | Tarih: 2007-07-09 16:47:11
    Konu: yaşamın etiği üzerine
    01-12-2006 tarihinde kaleme aldığınız yazıyı 09-07-2007'de fark etmenin üzüntüsü ve elinize geçme olasılığının umudu ile makalenizde belirttiğinz; bireyselleşen dünyada yok olan brey üzerine devam eden yazınsallarınız varsa aynı konuda şahsi birikimlerimi paylaşmak üzere aşağıdaki adresi size sevgi ve samimiyetimle gönderiyorum...
    spatula_43@hotmail.com

    Bağlantı »

  4. Yazan: Gokturkmen1923 | Tarih: 2006-12-14 23:06:09
    Konu: Başarılar dilerim.
    Bütünün bir parçası olan "sınıfsal bakış" ve bunu çözümleme girişimleriniz için Entellektüelizm adına teşekkür ederim.Hadi bir de sorunsal polemik başlatayım bari: :)
    -Stalinizmin en büyük cehaleti olan "ulusal sorun" konusunda sizce hata nerede yapılmıştır? "Diyalektik" ve "Enerjetik" materyalizmin farkı olabilir mi acaba? Ya da Lenin sonrası"Büyük Rus Şövenizmi" yada "Büyük Devlet Irkçılığı"nın hortlaması Leninist teoriyi ve pratiyi nasıl değiştirmiştir?Lenin'in "ileri Doğu,geri Batı" önermesi/tezi hakında ne düşünüyorsunuz?

    Düzenleyen Gokturkmen1923 gün: 14/12/2006 saat: 11:07

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »