< saldiri - ALIRSIN Bİ BLOG OLURSUN VANTROLOG - Blogcu





1/12/2006

saldiri

Burjuvazi nereden saldırır?

Juppie Sütlaaç… Bir Holywood filminde olduğunuzu zannetmeyin. Son dönemlerde gerçek yaşamı esir alan bir Türk televizyon dizisinin repliği bu…Bütün bir toplumun sahte bir dünyanın ya da dünyaların esiri haline getirildiği, her şeyin virtüel ve ters yüz halde olduğu bir dünya bu… Bu dünyada burjuva kapitalistlerin mahir ideologlarının binbir türlü marifetlerini, ideolojik 'ali cengiz' oyunlarını görüyoruz, haftanın her günü, günün her saati! Öyle bir maharet sergiliyor ki bu çoğu eski solcu yönetmen, senarist, yapımcı, oyuncu tayfası… En sinsi yılana, en kurnaz çakala şapka çıkartır. Proleterin gecekondu yaşamı çok normaldir, doğal olan budur. İnsancıl sosyete üyeleri de vardır. Mafya babaları, uyuşturucu mafyası… Hep olağan yaşam içinde normal olgulardır. Herkes konumunun bilincinde olmalıdır! Bu yaşamda bir işçi kızının- oğlunun sevdiği bir müzik CD'sini alamadığı için hırsızlık yapması ya da zenginlere özenen proleterler…ne ararsanız var! Hatta ülkesinin aydınlığı için mücadele etmiş aydınlık savaşçılarına, meydanın boşluğunda, mizah adı altında saldırılar, örnek vatandaş, örnek erkek, örnek baba, örnek kız-erkek çocuk kimlikleri paketler halinde topluma yedirilmekte… Peki bunların biz bilincindeyiz de, asıl bilincinde olması gereken kitlelerin durumu nedir?

Özel olarak incelenmeye muhtaç bir durum bu. Sınıf atlamak, çıkış yolunu ''başkasının omuzlarında yükselmekte'', ''köşe dönmekte'' aramak tabi ki bataklıkta, pislikte eşinmeye benziyor. İşte propaganda ya da sahte cennet tüccarlarının hedeflerine ulaşmak için girmedikleri kılık, yapmadıkları hokkabazlık yok.

Propaganda
Bu propaganda çömezlerinin çok ilginç bir ustası var aslında. Adı Joseph Goebbels… 1897 yılında doğan bu adam çocukluğunda geçirdiği bir hastalık dolayısı ile topaldır. Yazar olmak isteyen Goebels'in yazıları birçok Yahudi yayınevince yetersiz bulunarak reddedilmiştir. Kimbilir bilinçaltındaki gizli nefretin kaynaklarından biridir belki de bu? Bize ülkemizdeki eski kulağı kesiklerin gizli nefretini bir an hatırlattı bu durum!

Göbels NSDAP (Nazi Partisi) kademelerinde yükselip, 1930 yılında propaganda şefi oldu. İlk işi Hitler için bir seçim kampanyası idi! Ne ilginçtir ki bu adamın eşi olarak seçtiği kadının (Magda Behrendt) gençliğinde Siyonizm ve Budizm ile çok yakından ilgilendiği hatta öğrencilik yıllarında göğsünde bir Davut Yıldızı (Yahudi Yıldızı) taşıdığı bilinmektedir.

Göbels, koca bir toplumu (KİTLELERİ) nasıl etkilemesi gerektiği yolunda çok kafa yorup, halk arasında Göbels'in Çenesi diye tanımlanan Halk Radyoları'nı (Volksempfangers) çok ucuz fiyatla piyasaya çıkartmış ve propagandasının temel taşlarından biri haline getirmişti. Kitleleri manüpüle etmenin bir diğer yolu olarak film-sinema sektörüne el atan Göbels, çocukların eğitim kitaplarından, derslerde okutulacak konulara kadar el atmış, toplumu bugün bile etkisini üzerinden atamadığı korkunç bir duruma sokmuştur.

Bu durum, 1940 yılındaki bir ders kitabındaki soruları örnek verirsek sanırız daha anlaşılır olacaktır. Soru: ''Kutsal görevi Varşova Yahudi Merkezi'ni bombalamak üzere havalanan bir bombalama uçağı 12 düzine, herbiri 10 kiloluk bomba taşıyor. Ayrıca da 100 kilo yakıt alıyor. Tüm ağırlığı 8 tondur. Görevinden başarı ile döndüğünde 150 kilo fazlalığı vardır. Uçak boşken ağırlığı nedir?'' Ya da soru: ''Bir zihinsel özürlünün devlete günlük maaliyeti 4 marktır. Yurdumuzda bunlardan (zihinsel özürlü) 300 bin kadar vardır. Bunların bakımına ne kadar masraf yapılmakta ve harcanan meblağ ile 1000 marklık evlilik teşvik primlerinden 1 yılda kaç tane verilebilir? ''

Göbels'in savaş ve faşizm propagandası sadece radyo-film-eğitimle (ders kitapları, yakılan 1 milyon ve aralarında Marx-Freud-Brecht'in de bulunduğu 3 bin kitap) sınırlı değildir. Gündelik hayatta kullanılan çatal-kaşık-bıçak-tabak-oyuncaklar-kabartmalar…Oyuncak firmalarının üreteceği oyuncak askerler bile belirlenmişti. Yurtseverlik propagandası, askeri üstünlük propagandası yanı sıra savaşın kanlı yüzünün gösterilmemesi toptan savaşın içine sokulmuş bir toplumun panoramasıydı. Ayrıca haftalık Haftaya Bakış propaganda programları ülkemizdeki Ulusa Sesleniş programlarına nasıl da benziyor!''

Göbels'in kendi ağzından: ''Propagandanın özü insanların çok ciddi, çok canlı bir biçimde ve en sonunda asla kaçamayacakları bir biçimde bir düşünce için hazırlanmasıdır.'' ''Hiçbir kız ve erkek öğrenci okulu'' saf kan kalmanın anlamını'' ve gerekliliğini öğrenmeden bitiremez.'' Göbels'in bütün bunları yaparken gizli polis teşkilatı GESTAPO ile (Başkanı Heinrich Himmler) çalıştığını söylememize gerek yok sanırız!

Biz gelelim Türkiye'deki çömezlerinin de bilinçli-bilinçsiz örnek aldıkları film sanayine… Göbels film sanayine öyle konsantre olmuştu ki Universum Film AG Almanya'da halen varlığını sürdüren UFA'yı devletleştirmiş, bu arada ülkenin en önemli sanatçılarını da baskı altına almıştı. Tabii 1500'ün üzerinde sanatçı ülkeyi terketti.

Türkiye bazında sanki bir filmin yıllara yayılmış ağır çekimini izliyor gibiyiz! 1933'den 1945'e kadar 1150 sinema filmi çekilmiş ve bunların %75'i eğlencelik diye nitelendirilebilecek türdendi! Hele de 1944 yılında ülkenin bütün endüstrisi çökmüşken film endüstrisi kapitalist deyimle ''boom''lamış, en yüksek üretim seviyesine gelmişti. Bu filmlerde ''kadere boyun eğme'', ''acıya korkusuzca göğüs germe'', ''ideal vatandaş'', ''ideal eş, karı-koca'', ''ideal Alman'' ve ''benliğini önderine ve devletine koşulsuz teslim edebilecek vatandaş'' imgeleri bolca işlenmekteydi.

Siyaset Meydanı isimli tartışma programının TV'lerde yayınlandığı ilk yıllardaki işlevine bakalım. Sistemin çözemediği sorunlardan karnı şişen emekçilerin karınları sabahlara kadar bu programla boşaltılıyor, toplum bir nevi kusma sonrasının geçici rahatlığını yaşıyordu! Şimdi bu sahte ''siyaset meydanı'' yine gündemde ve toplumun genzine parmak sokuyor!

Günümüz
''Her Türk asker doğar!''…Genç bir kız asker abisi ile beraber 3-4 defa tekrarlıyor bu milliyetçi-faşist sloganı. Ya da, ''Bu millet için ölmeye karar verdim!'' diyen ucube bir tip… Hele Hayat Bilgisi diye bir dizi var ki ruhlara sabır! Burada her cümlesini ''son tahlilde'' diyerek bitiren ve aklı sıra kendisi ''eski solcu'' olan ve de eski solcu klişeleri ''ti''ye alan bir öğretmen, ''Büyük devrimci Che Guevera için saygı duruşunda bulunalım hocam!'' diyen öğrencilerince ''kafaya alınıyor''! Değerlerimizi akılları sıra gülünç hale getiriyorlar. Öğrencilerini sol eli hafif havada olacak şekilde selamlayan bu öğretmen bozuntusunu görseniz sizin de tansiyonunuz fırlar! Sanatın, sinemanın ve ifadenin özgürlüğü için mücadele vermiş ve bu yüzden devletin zındanlarına düşmüş insanlardan ya da dünyanın çok uzak bir köşesinde bütün insanlık için mücadele vermiş bir devrimciden utanmayan bu nankör takımı, kendi topluluğu içinde adına ''sanatçı'' dedirmeye müsade ettiği çirkefleri temizlemek yerine ''güya farkettirmeden'' devrimci değerlere saldırıyor. Milliyetçilik tırmandırılıyor!

Çömezler ustalarını savaş durumu varmışçasına temsil ediyorlar. Daha ne zamana kadar ''sırların efendileri'' ''sırlara yolculuk''larının sırrını saklayabilecekler? Ekranlarında bir tek bilimsel-belgesel program yayınlamayan, yayınladıkları da sırlar-mistisizm ucubeleri ile dolan bu propagandistler sizce kime çalışıyor? Bütün bir toplumun düşün dünyasına, sanat ve kültür, anlayışına egemen olan görsel medya insanın algısının %80'inden fazlasının görsel olmasını çok etkin kullanıyor.

Lenin'in propaganda tarifine bir bakalım; ''…gelecek toplumsal yapının ya da onun bir bölümünün devrimci bir yolla (biçimde) aydınlatılması…'' Peki bizim Göbels çömezleri ne yapmakta? Yoksa gelecek vizyonları sırlarla, mistisizm, mafia, sevimli askerler, hayatından memnun burjuva köleleri, iyi efendiler, okumayan öğrenciler, …vs. vs. ile mi ifade buluyor dizilerin sahte cennetinde!

Toplumsal ve bireysel çözülme
Bireysel çözülme asıl olarak yabancılaşmadır. Yabancılaşmanın başlangıcı bireyin öz kimliğinden hem sosyal, hem de sınıfsal olarak uzaklaşmasıdır.

Bütün bir toplumu bir avuç burjuva ve onun saray soytarılığını yapan ''sanatçı'' lakaplı sönen yıldızlarının geceleri-gündüzleri ne yaptıkları, ne yiyip ne içtikleri, kimle buluşup ne konuştukları gibi hatta çoğu zaman işçi sınıfını aşağılayan prog ramlar ile meşgul eden burjuva programları o sınıfın çocuklarına seyrettirip, bir de beyinlere ''krallar gibi yaşamak, şöhret olma'' ucubelerini kazımakta! Tam da bu noktada bütün duyarlı bireylerin yarattıkları 'ANTİPROPOGANDA CEPHELERİ' ile bu düşünsel savaşa yanıt vermelerinin zamanı geldi geçiyor!



EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »