saldiri
Burjuvazi nereden saldırır?
Juppie Sütlaaç… Bir
Holywood filminde olduğunuzu zannetmeyin. Son dönemlerde gerçek
yaşamı esir alan bir Türk televizyon dizisinin repliği
bu…Bütün bir toplumun sahte bir dünyanın ya da
dünyaların esiri haline getirildiği, her şeyin virtüel
ve ters yüz halde olduğu bir dünya bu… Bu dünyada
burjuva kapitalistlerin mahir ideologlarının binbir türlü
marifetlerini, ideolojik 'ali cengiz' oyunlarını görüyoruz,
haftanın her günü, günün her saati! Öyle
bir maharet sergiliyor ki bu çoğu eski solcu yönetmen,
senarist, yapımcı, oyuncu tayfası… En sinsi yılana, en kurnaz
çakala şapka çıkartır. Proleterin gecekondu yaşamı
çok normaldir, doğal olan budur. İnsancıl sosyete üyeleri
de vardır. Mafya babaları, uyuşturucu mafyası… Hep olağan
yaşam içinde normal olgulardır. Herkes konumunun bilincinde
olmalıdır! Bu yaşamda bir işçi kızının- oğlunun
sevdiği bir müzik CD'sini alamadığı için hırsızlık
yapması ya da zenginlere özenen proleterler…ne ararsanız
var! Hatta ülkesinin aydınlığı için mücadele
etmiş aydınlık savaşçılarına, meydanın boşluğunda,
mizah adı altında saldırılar, örnek vatandaş, örnek
erkek, örnek baba, örnek kız-erkek çocuk kimlikleri
paketler halinde topluma yedirilmekte… Peki bunların biz
bilincindeyiz de, asıl bilincinde olması gereken kitlelerin durumu
nedir?
Özel olarak incelenmeye muhtaç bir durum
bu. Sınıf atlamak, çıkış yolunu ''başkasının
omuzlarında yükselmekte'', ''köşe dönmekte'' aramak
tabi ki bataklıkta, pislikte eşinmeye benziyor. İşte propaganda
ya da sahte cennet tüccarlarının hedeflerine ulaşmak için
girmedikleri kılık, yapmadıkları hokkabazlık yok.
Propaganda
Bu
propaganda çömezlerinin çok ilginç bir
ustası var aslında. Adı Joseph Goebbels… 1897 yılında doğan
bu adam çocukluğunda geçirdiği bir hastalık dolayısı
ile topaldır. Yazar olmak isteyen Goebels'in yazıları birçok
Yahudi yayınevince yetersiz bulunarak reddedilmiştir. Kimbilir
bilinçaltındaki gizli nefretin kaynaklarından biridir belki
de bu? Bize ülkemizdeki eski kulağı kesiklerin gizli nefretini
bir an hatırlattı bu durum!
Göbels NSDAP (Nazi Partisi)
kademelerinde yükselip, 1930 yılında propaganda şefi oldu.
İlk işi Hitler için bir seçim kampanyası idi! Ne
ilginçtir ki bu adamın eşi olarak seçtiği kadının
(Magda Behrendt) gençliğinde Siyonizm ve Budizm ile çok
yakından ilgilendiği hatta öğrencilik yıllarında göğsünde
bir Davut Yıldızı (Yahudi Yıldızı) taşıdığı
bilinmektedir.
Göbels, koca bir toplumu (KİTLELERİ)
nasıl etkilemesi gerektiği yolunda çok kafa yorup, halk
arasında Göbels'in Çenesi diye tanımlanan Halk
Radyoları'nı (Volksempfangers) çok ucuz fiyatla piyasaya
çıkartmış ve propagandasının temel taşlarından biri
haline getirmişti. Kitleleri manüpüle etmenin bir diğer
yolu olarak film-sinema sektörüne el atan Göbels,
çocukların eğitim kitaplarından, derslerde okutulacak
konulara kadar el atmış, toplumu bugün bile etkisini üzerinden
atamadığı korkunç bir duruma sokmuştur.
Bu durum,
1940 yılındaki bir ders kitabındaki soruları örnek verirsek
sanırız daha anlaşılır olacaktır. Soru: ''Kutsal görevi
Varşova Yahudi Merkezi'ni bombalamak üzere havalanan bir
bombalama uçağı 12 düzine, herbiri 10 kiloluk bomba
taşıyor. Ayrıca da 100 kilo yakıt alıyor. Tüm ağırlığı
8 tondur. Görevinden başarı ile döndüğünde 150
kilo fazlalığı vardır. Uçak boşken ağırlığı nedir?''
Ya da soru: ''Bir zihinsel özürlünün devlete
günlük maaliyeti 4 marktır. Yurdumuzda bunlardan (zihinsel
özürlü) 300 bin kadar vardır. Bunların bakımına ne
kadar masraf yapılmakta ve harcanan meblağ ile 1000 marklık
evlilik teşvik primlerinden 1 yılda kaç tane verilebilir? ''
Göbels'in savaş ve faşizm propagandası sadece
radyo-film-eğitimle (ders kitapları, yakılan 1 milyon ve
aralarında Marx-Freud-Brecht'in de bulunduğu 3 bin kitap) sınırlı
değildir. Gündelik hayatta kullanılan
çatal-kaşık-bıçak-tabak-oyuncaklar-kabartmalar…Oyuncak
firmalarının üreteceği oyuncak askerler bile belirlenmişti.
Yurtseverlik propagandası, askeri üstünlük
propagandası yanı sıra savaşın kanlı yüzünün
gösterilmemesi toptan savaşın içine sokulmuş bir
toplumun panoramasıydı. Ayrıca haftalık Haftaya Bakış
propaganda programları ülkemizdeki Ulusa Sesleniş
programlarına nasıl da benziyor!''
Göbels'in kendi
ağzından: ''Propagandanın özü insanların çok
ciddi, çok canlı bir biçimde ve en sonunda asla
kaçamayacakları bir biçimde bir düşünce
için hazırlanmasıdır.'' ''Hiçbir kız ve erkek
öğrenci okulu'' saf kan kalmanın anlamını'' ve gerekliliğini
öğrenmeden bitiremez.'' Göbels'in bütün bunları
yaparken gizli polis teşkilatı GESTAPO ile (Başkanı Heinrich
Himmler) çalıştığını söylememize gerek yok
sanırız!
Biz gelelim Türkiye'deki çömezlerinin
de bilinçli-bilinçsiz örnek aldıkları film
sanayine… Göbels film sanayine öyle konsantre olmuştu ki
Universum Film AG Almanya'da halen varlığını sürdüren
UFA'yı devletleştirmiş, bu arada ülkenin en önemli
sanatçılarını da baskı altına almıştı. Tabii 1500'ün
üzerinde sanatçı ülkeyi terketti.
Türkiye
bazında sanki bir filmin yıllara yayılmış ağır çekimini
izliyor gibiyiz! 1933'den 1945'e kadar 1150 sinema filmi çekilmiş
ve bunların %75'i eğlencelik diye nitelendirilebilecek türdendi!
Hele de 1944 yılında ülkenin bütün endüstrisi
çökmüşken film endüstrisi kapitalist deyimle
''boom''lamış, en yüksek üretim seviyesine gelmişti. Bu
filmlerde ''kadere boyun eğme'', ''acıya korkusuzca göğüs
germe'', ''ideal vatandaş'', ''ideal eş, karı-koca'', ''ideal
Alman'' ve ''benliğini önderine ve devletine koşulsuz teslim
edebilecek vatandaş'' imgeleri bolca işlenmekteydi.
Siyaset
Meydanı isimli tartışma programının TV'lerde yayınlandığı
ilk yıllardaki işlevine bakalım. Sistemin çözemediği
sorunlardan karnı şişen emekçilerin karınları sabahlara
kadar bu programla boşaltılıyor, toplum bir nevi kusma sonrasının
geçici rahatlığını yaşıyordu! Şimdi bu sahte ''siyaset
meydanı'' yine gündemde ve toplumun genzine parmak
sokuyor!
Günümüz
''Her Türk
asker doğar!''…Genç bir kız asker abisi ile beraber 3-4
defa tekrarlıyor bu milliyetçi-faşist sloganı. Ya da, ''Bu
millet için ölmeye karar verdim!'' diyen ucube bir tip…
Hele Hayat Bilgisi diye bir dizi var ki ruhlara sabır! Burada her
cümlesini ''son tahlilde'' diyerek bitiren ve aklı sıra
kendisi ''eski solcu'' olan ve de eski solcu klişeleri ''ti''ye alan
bir öğretmen, ''Büyük devrimci Che Guevera için
saygı duruşunda bulunalım hocam!'' diyen öğrencilerince
''kafaya alınıyor''! Değerlerimizi akılları sıra gülünç
hale getiriyorlar. Öğrencilerini sol eli hafif havada olacak
şekilde selamlayan bu öğretmen bozuntusunu görseniz sizin
de tansiyonunuz fırlar! Sanatın, sinemanın ve ifadenin özgürlüğü
için mücadele vermiş ve bu yüzden devletin
zındanlarına düşmüş insanlardan ya da dünyanın
çok uzak bir köşesinde bütün insanlık için
mücadele vermiş bir devrimciden utanmayan bu nankör
takımı, kendi topluluğu içinde adına ''sanatçı''
dedirmeye müsade ettiği çirkefleri temizlemek yerine
''güya farkettirmeden'' devrimci değerlere saldırıyor.
Milliyetçilik tırmandırılıyor!
Çömezler
ustalarını savaş durumu varmışçasına temsil ediyorlar.
Daha ne zamana kadar ''sırların efendileri'' ''sırlara
yolculuk''larının sırrını saklayabilecekler? Ekranlarında bir
tek bilimsel-belgesel program yayınlamayan, yayınladıkları da
sırlar-mistisizm ucubeleri ile dolan bu propagandistler sizce kime
çalışıyor? Bütün bir toplumun düşün
dünyasına, sanat ve kültür, anlayışına egemen olan
görsel medya insanın algısının %80'inden fazlasının görsel
olmasını çok etkin kullanıyor.
Lenin'in propaganda
tarifine bir bakalım; ''…gelecek toplumsal yapının ya da onun
bir bölümünün devrimci bir yolla (biçimde)
aydınlatılması…'' Peki bizim Göbels çömezleri
ne yapmakta? Yoksa gelecek vizyonları sırlarla, mistisizm, mafia,
sevimli askerler, hayatından memnun burjuva köleleri, iyi
efendiler, okumayan öğrenciler, …vs. vs. ile mi ifade buluyor
dizilerin sahte cennetinde!
Toplumsal ve bireysel çözülme
Bireysel çözülme asıl olarak yabancılaşmadır.
Yabancılaşmanın başlangıcı bireyin öz kimliğinden hem
sosyal, hem de sınıfsal olarak uzaklaşmasıdır.
Bütün
bir toplumu bir avuç burjuva ve onun saray soytarılığını
yapan ''sanatçı'' lakaplı sönen yıldızlarının
geceleri-gündüzleri ne yaptıkları, ne yiyip ne içtikleri,
kimle buluşup ne konuştukları gibi hatta çoğu zaman işçi
sınıfını aşağılayan prog ramlar ile meşgul eden burjuva
programları o sınıfın çocuklarına seyrettirip, bir de
beyinlere ''krallar gibi yaşamak, şöhret olma'' ucubelerini
kazımakta! Tam da bu noktada bütün duyarlı bireylerin
yarattıkları 'ANTİPROPOGANDA CEPHELERİ' ile bu düşünsel
savaşa yanıt vermelerinin zamanı geldi geçiyor!
0 yorum yazılmıştır