< şizofrenik - ALIRSIN Bİ BLOG OLURSUN VANTROLOG - Blogcu





1/12/2006

şizofrenik

Şizofrenik çorap söküğü


Uyku tanrısı, Hypnos

Ülkemizin ve dünyamızın içinde bulunduğu olumsuzlukları birbirimize anlatmamız ya da kitlelere teşhir etmemiz gerekli ama bir o kadar da dikkat isteyen bir tutumdur. Olumsuzluklar temel alınarak örülen bir düşünsel çerçeve kadar, sadece olumlulukların ele alındığı, diyalektik yönü zayıf temellendirmeler de asıl ilgi alanımızı darlaştırıp kısırlaştırabilir. Böylesi bir girişten sonra Marksist bir dünya kavrayışına uyan önermelerle diyalektik ve tarihsel materyalizme düşünsel katkılar sunmak da mümkündü. Ama ben şizofreniyi tanımlamak istiyorum.

Şizofreni
Şizofreni, herhangi bir bireyin beyin kimyasallarındaki değişmeler ya da içinde bulunduğu durumu olduğundan farklı algılaması, gerçeklikle bağının kopması, kendi kişiliğine yabancılaşması, halüsinasyonlar görerek giderek bir sanrılar dünyası içine gömülmesi anlamına geliyor.

Bu semptomların yanı sıra sadece uzmanların ayırt edebileceği düşünce akışı bozuklukları ile bir arada görülmesi de olasıdır. Bilimadamları şizofrenide genetik faktörlerin çok ağırlıklı rol oynadığını, ama bu faktörlerin yanı sıra psiko-sosyal çevre etmenlerinin de karşılıklı etkileşimle hastalığın ortaya çıkmasına neden olabileceğini söylemektedirler. Aile, toplum, duygusal birliktelikler (sevgili, eş, arkadaş…)çevre faktörler arasında sayılabilir. Beyinde dopamin salgısı eksikliği parkinson hastalığına yol açtığı gibi bu salgıya müdahale edilerek şizofreni tedavisinde aşamalar kaydedilmiştir. Ama bizim Marksistler olarak dikkat etmemiz gereken husus (burada "ama bunun marksizmle ne bağlantısı var?" denildiğini duyar gibiyim! "İnsana ait olan hiçbir şey bize yabancı değildir!" - Marx), etmenlerin tek taraflı veya bir yönlü olamayacağı, birçok karmaşık ve çapraz etmenin bazen aynı anda, bazen de farklı yollarla farklı zamanlarda roller oynamış olabileceğidir. Ayrıca sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan nörotrasmiter sinir uçları bozuklukları da şizofreni konusunda bir ayrı sav.

Marksist yabancılaşma kavramı ile devam ederek illiyet zincirini tamamlayalım. Proleterin kendi çalışma saatleri ile olan ilişkisi, onun o saatler içerisinde emeği ile ürettiği ürüne yabancılaşarak hiçbir ilişkisinin kalmamasıdır. Yani kendi yarattığı kendisinin değildir, hatta bu yaratıyla ilişkisi çok sınırlıdır. Burada zorunlu emek kavramı önemlidir. Yani yaşamını sürdürebilmek için zorunlu olarak, emek harcamak durumundadır. (Yoksa kim güle oynaya kapitalistlere köleliğe giderdi?)

Bizim gerçekliğe (realite) yabancılaşmış, onunla ilişkisi kesilmiş ya da sakatlanmış şizofren tanımımızla örtüşen bir durum gibi! Yani proleter kendi zorunlu emeğinin ürününe yabancılaşarak gerçeklikle ve kendi kişiliği ile de bağında bir sakatlanmayla karşı karşıyadır.

Romalılar iş hayvanlarına instrumentum semi-vokale (yarı sesli araç), kölelere de instrumentum vocale (sesli araç) derlerdi. İşçinin bir çeşit enstrument haline geldiği günümüz kapitalizmi sosyal, toplumsal ve bireysel düzlemde yarattığı psiko-sosyolojik etki ile bir ''şizofreni hali'' yaratmaktadır. Sadece yabancılaşan enstrumentum vocale değil, aynı zamanda da onunla sosyal ilişkileri bulunan tüm katmanlar bu '' yapay sosyolojik şizofreni''den paylarını almakta ve tüm toplum egemenlerin çeşitli enstrümanları aracılığı ile (baskı-zor araçları; polis, gizli polis-asker…vs., basım-yayın organları, din kurumları, kültürel yapı…vs.) bu kontrollü yabancılaşma ve istemli-istemsiz şizofreni halinde tutulmaya çalışılmaktadır.

Yunan Mitolojisi'nde rüyaların tanrısı Morpheus'tur. Ve babası Hypnos da uyku tanrısıdır. Morpheus'un tanrısal sembolü afyondan elde edilen afyon haşhaşıdır. Ne ilginç! Sanki Yunan Mitolojisi hipnotize edilen yığınların düş tanrısı Morpheus'un eline düşmesini ve rüyalarının bile bu tanrının kontrolünde oluşunun ve üstüne sembol olarak haşhaşı seçerek kurduğu üçlemeyi günümüz ezilen sınıflarına kinaye olarak yaratmış gibi.

Çorap söküğü
Çorapların çoğu eskisi gibi el örgüsü değil. Eskiden el örgüsü bir çorabı, bir ucundan tutarak sökmek annemi kızdırsa da benim için çocuksu bir eğlenceydi. Ama insanın ve toplumun gerçeklikle bağının kopmuşluğuna müdahale edebilmek, bu gerçekliğin kuruluş biçimini açıklayabilmek hipnoyu ortadan kaldırmak, sonra Morpheus'u etkisiz kılıp, sembolünü alaşağı etmekle mümkün.

Her ne kadar instrumentum vocale kendi ördüğü çoraba yabancılaşmışsa da onu sökmenin zevkine eninde sonunda ulaşacaktır. Burada belki de çok başlara dönerek Komünist Manifesto'nun 1883'teki Almaca baskısına Engels'in yazdığı önsözde Marks'a ait olan, ''…tüm tarihin bir sınıf savaşımları tarihi, sömürülen ile sömüren arasındaki toplumsal gelişmenin çeşitli aşamalarında egemen olunan ile egemen sınıflar arasındaki savaşımların tarihi'' olduğu …bu savaşımın sömürülen ve ezilen proletaryanın, aynı zamanda toplumun tümünü sömürüden ve sınıf savaşımlarından sonsuza dek kurtarmaksızın, onu sömüren ve ezen burjuvaziden kendisini artık kurtaramayacağı düşüncesi…paragrafına dikkatle bakalım. Hypnos'un uyutmalarına, Morpheus'un yalancı dünyasına rağmen.

Gerçek bütün azametiyle ayaktadır! Uyananı çorap sökmeye bekleriz!


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: guzadam | Tarih: 2007-03-18 12:56:21
    Konu: selam dost
    guzadama davet edildiniz...tebrikler...http://guzadam.blogcu.com

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »